21 Mart 2017 Salı

Gerçekler

Dış güçlerin etkisiyle başladı içimdeki savaşım
Bağır çağır döv söv ulan bu nasıl bir anlatım
Bize söylenen yalanlardır gerçek hasımım
Palavralara doldu sağım solum her yanım
Yalanları vuruyor reelden attığım oklarım
Gidiyorum buralardan altımda Harley Davidson'ım
Ayaklarım yerden kesildi hakimim çıtkırıldım
Yok sığınacak yerim mekansızım

Kandırıyorsun ya kendini boş hayallerle (sana darıldım)
Sen de biliyorsun ki yok buralarda (eşit dağılım)
Pis yalanlar geçiyor düşüncelerden (ağızlar lağım)
Yalanlara kapalı bütün kapılarım
Traş(şşt) çoğu laflar
Bize gerçekler lazım

Budur sana yazdığım müzekkere
Her işte çeviriyorsun bir dalavere
Neden doğru gözükür bu andaval ellere
Doldu her yanım yavşak dejenelerle
Hışım duy bir zahmet yazdığım sözlere
Kesemez gerçekleri hiç bir testere
Yalanlar oynatamaz hakikati gramsantimetre
Bırak artık inanmayı boş laklak edenlere
Ben gidiyorum beni götürebilecek sellere

Oğuzhan YABACI

17 Mart 2017 Cuma

Soruyorum size

Yalnızlığın demini tattığım andan
Süzmek gelmedi başka hissi bardağıma
Davet ettiğim her kuş yuva yaptı çardağıma
Yanımda vampir besler oldum, kanatlı gagalılar içti körpe kanımdan

Savaşsam dahi fayda etmez biliyorum
Hepsinin içinde bir ben var hissediyorum
Filmin sonunda 'mutlu son' yazacak görüyorum
Tabelalar yol gösterdi, 'sonsuz acı' yazıyordu hala yürüyorum
"Ucuz bir mutluluk mu yoksa ruhu yücelten bir acı mı daha iyidir?" size soruyorum

Semih BERBER

13 Mart 2017 Pazartesi

Victor Frankenstein'a mektup

Küp açılımına benzerdi benimkisi.
Her açıldığımda
Bir kare kaybediyorum bedenimden.

İçime yağmur yağsa keşke.
Beni temizlese de  unutsam
Kare penceremden giren
Soğuk acıları.
Unutsam kendimi,
Kaybolsam sulu düşlerimde.

Toplamak istiyorum parçalarımı,
Gerekirse mezarların
En derinlerinden

Getirsem parçalarımı
işler misin vücüdumu
yeniden.
Nakış nakış dik bedenimi
Frankestein usta.

28 Şubat 2017 Salı

Mor halkalar

Artık eskisi gibi
doya doya gülemiyorum
Her gördüğümde gerçekleri
Tiksiniyorum bir kez daha
boşa geçen zamandan

Ağlıyorum geceleri, uyuyamıyorum
Soruyorum kendime
Beni rahatlatan, geceyi kurtaran
O kadehler şimdi nerede?

Neydi bendeki rahatlık?
Ebediyen uyuyacağımı bildiğim halde
İllede dalardım rüya aleme

Serseriydim
Koldaki faça izleri
Yüzüme yansıdığında öğrendim
O kadar acıya
Bu kadar bağlanılmayacağını

Renk renk kurdeleler
Yerini mor halkalara
bıraktığında anladım
Yaşamın gerçek anlamını

Bıktım! Bu protezlerin sesinden
Her konuşmaya çalıştığımda
Arızalı ağızım
Tükürükler saçıyordu etrafa

Geldikçe aklıma anılar
Aynalara koşuyorum
Kandıramam kendimi
Çizdikçe üstünü anıların
rahatlıyorum

Her şeye rağmen koşuyorum(Haha!)
Sistemi bozuk bir ihtiyar
Nasıl koşuyorsa intihara
Öyle yürüyorum
Geç kaldığım hayata

Oğuzhan YABACI

26 Şubat 2017 Pazar

Gecenin karanlığı örttüğü gibi

Gecenin karanlığı gibi örtmek isterdim; duygularımı uzaktan bakılınca sadece bir bilinmez olmasını, içine girdiğinde ise farklı dünyalardan farklı kalıntılar bulunduğunu bir çok üzüntünün mutluluğun bir arada bulunduğunu göstermek isterdim. Ben akarsu olup akıp geçmek isterdim hayattan üzüntüden mutluluktan yoksun fakan aktığım her yerden birşeyler bulundurmak isterdim üstümde yanlız kalmazdım hayatta üzgün olmaktan korkmaz yaşadığım sürece can olmak isterdim.

Yusuf AĞRALLI

21 Şubat 2017 Salı

Evrenin Tımarhanesi

Birden ayak bastım evrenin tımarhanesine. Şimdi ne olucaktı? Bu akıl hastanesi denilen yere ayak mı uyduracaktım? Yoksa şifa bulup, ayrılacak mıydım? Cinsim, bu diyarı kendisininmiş gibi kullanıyor, sanki içindeki gardiyanların bir önemi yok. Halbuki gardiyanlar olmasa nasıl koruna bilirdik bu illegal işletim  sistemine sahip  gezegende. Dünya imiş burası şuan cinsimin yaşamını sürdürebildiği tek gezegen olduğu biliniyor.
İnsan denildiğini öğrendim cinsime, ama ben şekere katılmış nane olmak isterdim, her ağıza alındığımda ferahlatıp, onların doğaya muhtaç olduklarını hatırlatmayı yeğlerdim.
Gözlerim açıldı evrenin tımarhanesinde. Etrafıma baktığımda gördüm. İnsan gibi bakan, duyan, gören,  ama tek fark akıllarını yitirmiş olduğu söylenen bahtiyarları gördüm. Keşke bende onlar gibi mutlu olabilseydim. Numara yapsak fark ederler miydi? Ya da kandırabilir miydim kendimi?

Oğuzhan YABACI

18 Şubat 2017 Cumartesi

Ölüm ile satranç

Ölüm gölgesi izliyor beni
Ölü bedenim, ikinci kez tatmak istemiyor.
Bu acı veren düşünceyi

Her hamlemde
Biraz daha yaklaşıyor
Yeter! Ne olucaksa olsun
Bu yaşam denilen
satranç oynunda

Sanmıyorum
Ölümü atlatabileceğimi.
Kim çekebilir ki
ölümün şah'ının önüne vezirini.

Yolculuk başlıyor:
Beklediğim o sahneye
Aldım karşıma başladım
Ölüm ile satrança

Sen başla dedi, hayata
Her hamlemde takip ediyordu beni
Ensem de hissediyorum.
Siyahın nefesini

Her düştüğünde taşlarım
Hafifliyordu acılarım.
Elim de şah kaldı
Mutlulukdan havalara uçmaktayım.

Siyah sardı her yanımı
Kaçamıyorum artık

Son bir isteğim oldu
Bana özel bu gösteriyi
Tek ben izlemek istiyordum

Başladı bedenimde
tek kişilik şovuna
Her kesitinde alkışladım:
Tek ihtiyacım olan
Bu gösteriyi

Şah'ım mat  oldu
Siyah kapladı bedenimi.

Oğuzhan YABACI